Narnia: Alegorik Bir Dünya
Narnia… Pek çok sıra dışı canlının yaşadığı yer. Çocukken okuduğumuzda ya da izlediğimizde bizi büyülemişti Narnia. Peki, Narnia bizim dünyamızdan tamamen bağımsız ve farklı bir yer mi? Yoksa dünyamızdan esintiler taşıyor mu? Bu yazıda bu sorulara cevap bulalım.
Narnia’nın Yaratılışı
Aslan, Narnia’nın yaratıcısı ve tek gerçek kralıdır. Aynı zamanda da iyi olan her şeyi temsil eder. Denizin Ötesindeki İmparator’un oğludur. Aslan’ın Ülkesi adında bir yerde yaşar ve Narnia’ya gelip gider.
Aslan, Narnia dünyasını kendi ülkesinin görünüşünde yaratır. Buradaki her şeyi Narnia’ya getirir. Pek çok hayvan, yıldız, gökyüzü ve nicesi. Bunu da kükreyerek ve şarkı söyleyerek yapar. Narnia, sıradan dünyaysa Aslan’ın Ülkesi “gerçek” dünyadır. Bu da bize dünya ve ahiret bağlamında bir alegori sunar. Tıpkı ahiret-dünya ilişkisi gibi, Narnia, Aslan’ın Ülkesi’ne nazaran basit bir yerdir.

Narnia yaratılırken Aslan, babası Denizin Ötesindeki İmparator’un, Kadim Büyü’yü yazmasına şahit olur. Aslan, her canlıdan bir erkek ve bir dişi olmak üzere seçmiş ve Narnia’ya getirir. Ardından bunlara düşünme ve konuşma yeteneği de verir. İlk kez bu hediyeleri alan canlılar, Narnia’nın ilk konseyini oluştururlar. Bunu takip eden yıllarda ise konuşan hayvanların sayısı git gide artar ve çoğalırlar.
Bizim dünyamızdan Narnia’ya gelen ilk insanlar, Frank ve Helen olur. Bu kişiler, Aslan tarafından Narnia’nın ilk kralı ve kraliçesi ilan edilir. Yine kılık değiştirerek Narnia’ya gelmiş olan kötü cadı Jadis’i Narnia’dan sürgün edilir. Fakat cadının sürgüne gitmesi onu durdurmayacaktır.
Narnia ve Aslan
Aslan, Narnia’nın tarihi boyunca bu topraklarda yaşanan olaylarda yer alır. Buraya gelen çocuklara yol gösterir. Narnialılar kontrolden çıktıkça Aslan’a muhtaç olurlar. Aslan da halkını yalnız bırakmaz.
Pek çok olay yaşanır. Kişiler gelir ve gider. Nihayetinde Son Savaş gelir. Kral Tirian döneminde Narnialıların çoğu artık kötü, vicdansız ve haysiyetsiz kişiler olmuşlardır. Hatta bir eşeği aslan kılığına sokarak Aslan’ın geri döndüğünü söyler ve insanlarını kandırırlar. Bunu yapanlar ise, Tash adında bir iblinse tapan Kalormenlerdir. Ardından Kalormenler ve Narnialılar arasında bir savaş gerçekleşir.

Aslan son kez Narnia’ya gelir ve bütün dünyayı yok eder. Adeta kıyamet kopar. Burada yaşayan her canlının kaderi hakkında hüküm verir. İyi ve inançlı olanlar, Aslan’ın Ülkesi’ne gitmeye hak kazanır. Burada sonsuza kadar huzurlu ve mutlu yaşayacaklardır.
Fakat kötü olanlar ise Aslan’ın gölgesinde yok olurlar. Akıbetlerine dair hiçbir şey bilinmez. Ama bazılarına göre, Tash’in diyarına gönderilip sonsuz işkence çekeceklerdir.
Bu sırada bizim dünyamızda Narnia’nın Yedi Dostu, yani Digory Kirke, Polly Plummer, Peter Pevensie, Edmund Pevensie ve Lucy Pevensie, Eustace Scrubb ve Jill Pole, tren kazasında ölür. Burada fark ettiysek Pevensie Kardeşlerden Susan yoktur. Çünkü Susan Narnia’ya gerçekten inanan birisi değildir. İki kez buraya gelmiş olsa da hep şüphelidir. Bu sebeple de Aslan onu üçüncü bir kez getirmez. Susan’ın hikayesi yarım kalır. Lewis aslında bunu devam ettirmek niyetinde olsa da ömrü yetmez. Bu kaza sırasında da Aslan onları Narnia’ya getirir. Aslan Peter’dan kapıyı kapatmasını ister ve hepsini kendi ülkesine götürür.

Alegorik Bir Dünya
Buraya kadar okuduklarımızdan yola çıkarak Aslan’ın ilahi bir figür olduğu çıkarımını yapmışızdır. Narnia Günlükleri serisinin yazarı C.S. Lewis, uzun yıllar inançsız biriydi. Fakat sonra bir gün trendeyken bir mucizeye şahit olduğunu ifade ederek artık Hıristiyan olmuştur. Belki de bu yüzden Narnia’ya gelen çocukların tren istasyonundan geldiğini görüyoruz. Ya da son kısımdaki tren kazası da bunun bir esintisi olabilir.
Aslan, Hıristiyanlıktaki İsa Mesih’i temsil eder. Denizin Ötesindeki İmparator ise Baba’yı. Kadim Büyü de Kutsal Ruh’tur. Lewis, bizim dünyamızdan pek çok unsuru eserlerinde kullanmıştır. Buna edebiyatta alegori denir. Bu saydıklarımız bile başlı başına yeterken Noel Baba, Türk lokumu, finalde kıyametin kopması da dahil edilebilir. Mesela Edmund’ın ailesine ve Aslan’a ihanet etmesi, Judas’ın İsa’ya ihanet etmesine denk düşer.
Dünyamızın mitolojik yaratıkları da Narnia’da yaşar: sentor, minotor, faun, su perisi… (Narnia’daki mitolohjik yaratıkları anlattığım yazıyı buradan okuyabilirsiniz.) Bunlara ek olarak ikinci kitapta Aslan’ın önce öldürülmesi ve ardından diriltilmesi de güzel bir örnek olur. Bunlardan dolayı Tolkien Lewis’i, alegoriyi çok fazla kullandığı için eleştirmiştir.

Narnia dünyasının normal dünya olması ve Aslan’ın Ülkesi’nin de ahiret yani öteki dünyayı temsil ettiği bellidir. Aslan iyi olanları kendi ülkesine götürürken kötüleri de cehennem olarak düşünebiliceğimiz Tash’in dünyasına yollar.
Lewis bir mektubunda bu konu hakkında şöyle der:
“Narnia, konuşan yaratıkların dünyası olduğu için buradaki Tanrı da bir hayvan suretinde olmalı diye düşündüm. Aslan olarak tasvir etmemin sebebiyse hem aslanın hayvanların kralı olması hem de İsa’ya İncil’de Yahuda’nın Aslanı adı da verilmesidir. Hikayeleri yazmaya başlamamın öncesinde aslanlar hakkında tuhaf rüyalar görüyordum. Aslında bütün [yedi] kitabın hikayesi şöyledir:
- Büyücünün Yeğeni, yaratılış ve kötülüğün Narnia’ya girmesini,
- Aslan, Cadı ve Dolap, İsa’nın çarmıha gerilmesi ve dirilişi,
- Prens Kaspian, yozlaşmanın ardından gerçek dinin dönüşünü,
- At ve Çocuk, bir kafirin inançlı biri olmasını,
- Şafak Yıldızı’nın Yolculuğu, ruhani yaşamı,
- Gümüş Sandalye, süregelen karanlıkla olan savaşı,
- Son Savaş, Anti-Mesih/Deccal’in gelişi ve Son Hükümle dünyanın sonunu anlatır.”
Hem kitapta okuduklarımız hem de Lewis’in kendi ifadeleri, bu fantastik evrenin alegorik bir şekilde yazıldığını gösteriyor. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz. Saydıklarımız dışında sizin bulduğunuz alegorik detaylar var mı?

Bize Katılın!
Instagram · Discord · Youtube · Facebook Grup


