Mavi Kadife: Kusursuzluğun Gölgesinde Saklanan Karanlık
‘Hayatta insanın karşısına çıkabilecek bilgi ve deneyim kazandıran bazı fırsatlar vardır. Bazen risk almaya değer.’
1986 yapımı David Lynch filmi Mavi Kadife (Blue Velvet) bu replikle hikayesine başlıyor. Film bizlere, idealize edilmiş dünyanın içinde insan bilinçaltını, cinselliği, şiddeti, masumiyeti ve yaşamın karanlık yüzünü anlatıyor.
Mavi Kadife Ne Anlatıyor
Jeffrey Beaumont babasının rahatsızlığıyla beraber kasabaya gelir. Babasını ziyaret edip eve dönerken çimenlerin arasında kesilmiş bir insan kulağı bulur. Kulağı polislere teslim eder. Cinayeti merak eden Jeffrey kendi başına soruşturmaya başlar. Bu soruşturma esnasında şarkıcı Dorothy ile tanışır. Dorothy ile vakit geçirdikçe, Frank adında sadist suçlu hayatında yer edinir. Cinayeti çözmek için yola çıkan Jeffrey bu yolculukta sadece kasabanın karanlık yüzüyle değil kendi karanlık tarafını da keşfeder ve bununla yüzleşir.
Film
Filmin açılış sahnesi huzurlu bir kasaba olan Lumberton ile başlar. İşinde gücünde olan insanlar, rengarenk bahçeler, beyaz çitler, kırmızı güller, hayvanlar, yüzlerde tebessümler… Her şey filmlerde idealize edilmiş Amerika’yı anlatır. Ancak David Lynch, bu kusursuz görüntünün altında bambaşka bir dünyanın var olduğunu filmin başından itibaren hissettirir.
Jeffrey bulduğu kulağı komşuları olan dedektife götürür ve olayları merak eder. Fakat dedektif mesleki ahlak gereği dava hakkında bilgiler vermez. Bununla beraber dedektifin kızı Sandy, Jeffrey ile sohbet eder. Ardından davaya dair elde ettiği ipuçları hakkında bilgiler verir. Böylece ikili bu dava hakkında Dorothy adında bir şarkıcının peşine düşer.
Sandy her ne kadar bunun doğru olmadığını söylese de Jeffrey ile kadının evine girme ve bilgi öğrenme amaçlı yapılan plana ayak uydurur. Jeffrey bu cinayeti çözmek için her şeyi göze almış durumdadır. Jeffrey, Sandy ile Dorothy’in sahneye çıktığı mekana gider.

İşte ilk etkilenme orada yaşanır. Dorothy ‘Mavi Kadife’ şarkısını söylerken Jeffrey, etkilenmiş bakışlarla gözlerini Dorothy’den alamaz. Bu sahne, Jeffrey’in Dorothy’ye karşı duyduğu merakın yalnızca cinayeti çözme isteğiyle sınırlı olmadığını gösterir.
Daha sonrasında gizlice Dorothy’nin evine girer ve cinayete dair ipucu aramaya çalışır. Fakat Sandy’nin korna uyarısını duymaz ve Dorothy eve girer. Böylece Jeffrey dolaba saklanır ve Dorothy’yi izlemeye başlar.
Küçük Sahnelerin Büyük Anlamları
Post modern ve sembolik anlatıların adamı olan David Lynch bu dolap sahnesinde de benzer bir anlatı kurmuştur. Jeffrey için ilk izlenildiğinde dolap, fiziksel bir saklanma yeri gibi gözükse de aslında bir kırılma noktasıdır. Jeffrey, dolabın içinden Dorothy ile Frank’in konuşmalarına, Frank’in Dorothy üzerinden kurduğu otoriteye ve ikili ilişkilerinin dramatik yapısının birinci dereceden şahidi olur.
Daha sonrasında evden çıkan Jeffrey için olaylar hız kesmeden devam eder. Frank’i takip eder. Adamın kimlerle görüştüğüne dair fotoğraflar çeker ve Dorothy’nin oğlunu bulmaya çalışır. Dorothy ve Jeffrey arasında bir bağ oluşur. Bu bağ hem duygusal hem de fiziksel bir bağdır. Fakat bu bağ onların Frank’e yakalanmasına sebep olur.
Jeffrey, Frank ve adamları tarafından dövülür. Hem psikolojik hem de fiziksel şiddete uğrayan Jeffrey yaşadığı her şeyi dedektife anlatır. Elindeki delilleri teslim eder ve o dünyadan uzak durur. Hastanede babasını düzenli ziyaret eder. Evde ailesiyle yemek yer ve bahçeyle alakadar olur. Sandy ile görüşmeye başlar. Kısacası klasik Amerikan hayatına geri döner.

Tam Her Şey Düzelmişken…
Tam o anlarda tekrar kırılma yaşanır. Dorothy, Jeffrey ve Sandy’nin romantik akşamlarının ortasında yaralı ve çıplak bir şekilde karşılarına çıkar. Dorothy’yi hızlıca Sandy’nin evine götürürler ve ambulansla, polisle irtibata geçerler. Fakat Dorothy’nin psikolojisi daha da çökmüş, Sandy hayal kırıklığına uğramıştır. Jeffrey ise kendini uzak durmaya çalıştığı hayatın içinde yeniden bulmuştur.
Jeffrey hastaneden çıkar ve o akşam Dorothy’nin dairesine gider. Daha önce karakola sızmış Frank’in adamıyla Dorothy’nin eşini görür. İkisi de ölüdür. Daireden çıkarken delil topladığı zamanlarda gördüğü gizemli adamın binaya geldiğini fark eder ve daireye geri girer. Telsizle polislere haber verirken bir oyun yapar ve dolaba saklanır.
Gizemli adam daireye girer. Bu adamın kılık değiştirmiş Frank olduğunu anlarız. Frank eli silahlı, Jeffrey eli silahlıdır. Dolabın kapağı açılır ve Jeffrey Frank’i vurur. Dolapta başlayan yolculuk yine dolapta sona erer. Jeffrey’in Dorothy ve Frank’in karanlık dünyasına tanıklık ettiği dolap, filmin sonunda da bu dünyanın sona erdiği ana da tanıklık ettiği yer olur.
İlk bakışta her şey bizim için klasik bir anlatıya sahip bir film izlemişiz gibi hissettiriyor. İşte tam bu noktada David Lynch farkını ortaya koyuyor ve Mavi Kadife filminin bütün hikayesinin asıl sembollerini kritik noktalara yerleştiriyor. Böylece bir gencin yeraltı dünyasını keşfetmesi ve oradan kurtulması hikayesi, aslında bir gencin kendini keşfetmesi ve kendi karanlık tarafıyla yüzleşmesi hikayesine dönüyor.
Sembolik Anlatılar
Bu sembolik anlatılara bakacak olursak, filmin ilk açılış sahnesinde görmüş olduğumuz beyaz çit ve güller üzerine bir okuma yapabiliriz. Beyaz çit; huzurlu kasaba, mutlu insanlar, doygun renkler, aile, güven, düzen anlamlarına gelir. Klasik bir Amerikan evidir ve çevresi çitle örülüdür. Burada her şey yolunda, herkes refah içindedir. Kırmızı gül üzerinden bir okuma yaptığımızda ise güvenli, romantik, güzel hayatı temsil eden bu güllerin aynı zamanda bu hayatın içindeki kanı, vahşeti, şehvet ve şiddeti temsil ettiğini görürüz.
Yani beyaz çitler önündeki kırmızı güller, yolunda giden hayatın içindeki tehlikeleri, yasak arzuları, şiddetin güzelleştirilmesini anlatır.

Böcekler ve Yeraltı Dünyası
Bununla beraber bu güzel hayatın hemen ardından Lynch, kamerayı toprağın altına insanların tiksindiği, korktuğu, ezip geçtiği böceklere yöneltir. Bunu, filmde yeraltı dünyasına geçiş olarak okuyabiliriz. Aynı zamanda böceklere girişte yer verilmesi, ilk izlenildiğinde ‘Ne anlama geliyor?’ diye sorular sormamıza vesile olsa da izlediğimiz film için konuyu açıklayan en büyük sembolik anlatımlardan biridir.
Böcekler, normal görünen hayatın aslında göründüğü gibi olmadığını anlatır. Suçlu insanlarla normal insanların içe içe olduğunu gösterir. Bununla beraber yine böceklerin çimenlerin arasında ayak altında gizli kalan tarafını düşünürsek Lynch bize bilinçten (kasabadan, toplumsal normlardan) bilinçaltına (böceklerin dünyasına, yeraltına) geçişini izleyeceğimiz bu filmin köprüsünü inşa eden bir anlatı gösterir.
Kesik Kulak
Bütün hikaye kesik bir kulakla başlar. Lynch bu kesilmiş kulağı anlatıya görsel ve hikayesel olarak orantılı yerleştirmiştir. Kulak iki dünya arasındaki kapı konumunda tasvir edilebilir. Kesik kulak romantize edilmiş hayatın içinde yeraltını temsil eden böceklerin olduğu çimenlerin arasında bulunur. Yani yeraltında olan bütün gizli olayları, kasabalının, gerçekleri duyduğunun sembolüdür.
İlerleyen dakikalarda kulağa yaklaşarak kullanılan geçiş sahnesi, başka bir evrene geçişi temsil eder. Bu sahneyi, filmde yeraltı dünyasına geçişi temsil eden sembolik bir anlatım olarak okuyabiliriz. Aynı zamanda dış dünyayı geride bırakarak insanın zihnine giriş yaptığımızı, gerçekliğin kırıldığı ve anlatının farklı bir boyuta geçtiği bir sahne okumasından da bahsedebiliriz.
Bununla beraber filmin son sahnesinde bütün olaylar bittikten sonra Jeffrey’in kulağından uzaklaşan bir kamera hareketi izleriz. Jeffrey bahçede şezlongda uzanıyordur. Bu sahne kulağın bizi başka bir dünyaya götürmesiyle başlayan hikayenin yine kulakla sona erdiğini gösterir. Lynch’in bu tercihi, bilinçaltından bilince geri dönüldüğünü gösteren bir sembolik anlatıdır diyebiliriz.

Burada yapılan en güçlü sembolik bağlantılardan biri, parçalanmış bir ruha sahip olan Frank’in Dorothy’ye şiddet uyguladıktan sonra kurduğu replikte karşımıza çıkar: “Hayatta kal, bebeğim. Van Gogh için!” Bu replik aracılığıyla Lynch’in, filmin anlatısını başlatan kesilmiş kulak ile Van Gogh arasında doğrudan bir bağ kurduğunu görürüz.
Van Gogh’un kendi kulağını kesmesi, onun sanat tarihinde delilik, acı ve kendine yöneltilmiş şiddet kavramlarıyla ilişkilendirilmesine neden olmuştur. Lynch ise bu imgeyi dönüştürerek kulağı, Frank tarafından başka bir insana yöneltilen şiddetin nesnesi hâline getirir. Böylece Frank, Dorothy’nin eşi Don Vallens’ın kulağını keserek Van Gogh’un kendine yönelttiği şiddetin karşısına, başkasına yöneltilen bir şiddet biçimi koyar. Frank’in, Dorothy’ye “Hayatta kal, bebeğim. Van Gogh için!” demesi ise bu acı verici imgeyi filmin suç, şiddet ve saplantı dünyasına taşır.
Dolap Neyi İfade Ediyor?
Filmden bahsederken dolap için ilk bakışta fiziksel bir saklanma noktası gibi görünse de kırılma noktası olduğunu söylemiştik. Jeffrey dolaba ilk girdiğinde saklanmak için girmiştir. Fakat Dorothy’yi soyunurken izlemesi, kafasını çevirmemesi Lynch sinemasında mekanların sadece mekan değil bir sembol olduğunun kanıtıdır.
Dolap; bilinçaltı, bastırılmış arzular, gizli kimlik yani karanlık benliği temsil eder. Burada akıllara Jung’un arketipleri gelir. Jung insanın iki yönü olduğunu söyler: Persona ve Gölge. Persona topluma gösterdiğimiz benlik; gölge ise bastırdığımız arzular, şiddet eğilimleri, cinsellik, kıskançlık yani görmek istemediğimiz benliğimizdir. Bu noktada dolap; Jeffrey’in etik sınırı aştığı eşik, gölge kişiliğine adım attığı yerdir.

Yine dolap için bir rahim benzetmesi yapabiliriz. Jeffrey’in dolaptan çıktıktan sonra personası çatlar ve gölge yönleri ortaya çıkar. Bu da Jeffrey’in gölgesinin doğumu olarak okunabilir. Dolap kapağının yarı açık kalması ise aynı zamanda Jeffrey’in iki dünya arasında, iki kişiliği arasında sıkıştığını, yani güncel psikolojisini temsil eder.
Lynch kamerayı dolabın içinden Jeffrey’in bakış açısından verir. Böylece izleyici de dolabın içinden gözetleyen konumunda olur. Bu konum izleyicinin de kendi gölgesine yolculuk yapmasına sebep olur. Bu nedenle dolap, filmde voyeurizmin en güçlü örneklerinden biri haline gelir.
Ardıç Kuşu
‘Rüyamda, dünyamız vardı. Dünya karanlıktı çünkü hiç ardıç kuşu kalmamıştı. Ardıç kuşları aşkı simgeler. Çok ama çok uzunca bir süre etrafa bu karanlık hakim oluyordu. Birdenbire binlerce ardıç kuşu serbest kaldı. Uçarlarken, gözleri kamaştıran aşk ışığını da beraberlerinde yaydılar. Anlaşılan bu aşk bir şeyler yapabilecek tek olguydu ve yaptı da. Bana kalırsa bunun anlamı da ardıçkuşları gelene dek sorunlar devam edecektir.’
Sandy, Jeffrey’e rüyasını anlatırken ardıç kuşlarından bahsetmişti. Bu cinayet ve mayfa olaylarının içinde kuşları görmek, bir umut fikrini aşılar. Filmin sonunda herkes evde huzurla yaşarken pencerede ardıç kuşu görünür. Bu da rüyanın aslında filmin masalsı yanını destekleyen ve aynı zamanda filmin sonunu anlatan bir sahne olduğunu gösterir.
Ardıç kuşu gelir, ağzında filmin başında gördüğümüz böceklerden biri vardır. Frank ölür, Dorothy çocuğuyla kurtulur, Jeffrey Sandy ile mutlu ve güvendedir. Ardıç kuşu yeraltı dünyasını alt eder ve başlangıçta gördüğümüz mutlu, idealize edilmiş Amerika’ya yeniden kavuşulur.

Gaz Maskesi
Frank’in kullandığı gaz maskesi filmin ve Frank karakterinin dikkat çekici sembollerinden biridir. Maske herhangi bir gaz tüpüne bağlı değildir. Bu da maskenin gerçekçi işlevini yitirmesine vesile olur. Gaz maskesi dışarıdan gelen zehirli maddeden korunmak amaçlı temiz hava veren bir işleve sahip iken Frank’in içindeki zehirli yönü ortaya çıkaran bir işlev görür diyebiliriz. Yani Frank maskeden her soluk aldığında, gaz maskesi için gölge kişiliğine geçtiği bir kapı olarak okuma yapabiliriz.
Mavi Kadife
Sembolik okumaların en önemlisi filmin de adını taşıyan Mavi kadifedir. Mavi kadife bir kumaştır, bir şarkıdır, bir elbisedir, bir sabahlıktır, bir duvar kağıdıdır, filmin adıdır. Yani filmin merkezindeki en büyük metafordur.
Kadife yumuşak bir kumaştır, lükstür, zarif görünür. Mavi renk ise melankoli, gizem, bilinçaltı, bastırılmış arzu anlamlarına gelir. Yani ilgi çekiçi görünen hayatın ardındaki arzuları, kederi, acıları gösterir. Özellikle Dorothy’nin söylediği şarkı, giydiği elbise ve sabahlığın mavi kadife olması aynı zamanda Dorothy’nin de karakterini anlatan bir yapıya sahiptir. Bu nedenle mavi kadife güzelliğin altında yatan çürümüşlüğün bir örtüsüdür diyebiliriz.
Karakter Analizleri
Okumasını yaptığımız bu semboller, filmin karanlık dünyasının parçaları olmakla beraber aynı zamanda karakterlerin iç dünyasını da anlatır. Bu semboller karakterler üzerinden anlam kazanır. Bu noktada karakterlerin iç dünyasına bakarsak Jeffrey, Sandy, Dorothy ve Frank, filmi şekillendiren en temel karakterlerdir.
Bütün hikaye Jeffrey ile başlar. Jeffrey temiz yüzlü, iyi niyetli, yakışıklı, efendi tipik bir Amerikan gencidir. Ancak bu güvenli profilin altında henüz kendisinin bile farkında olmadığı bir merak ve karanlık vardır. Cinayeti çözmeye çalışmasıyla başlayan süreç bilinçdışına yaptığı bir yolculuğa dönüşür.
Sandy-Jeffrey-Dorothy Sarmalı
Bu dönüşüm Dorothy’nin evinde girdiği dolapla başlar. Amaç sadece yardıma ihtiyacı olan bir kadını kurtarmak ve cinayeti çözmekten farklı bir yöne sapar. Jeffrey gözlemlediği dünyanın bir parçası haline gelir. Toplumun en uygun profilini çizen Sandy ile flört ederken Dorothy ile kurduğu ilişki aşktan ziyade cinsel arzu ve merak üzerine ilerler. Bu durum Jeffrey’in iki kadın arasındaki konumunu, kendi içindeki iki farklı yönüyle bağdaştırır.
Dorothy’nin parçalanmış kişiliği, Frank’in kontrolsüz şiddeti, Jeffrey’i etkiler. Böylece Jeffrey tanık konumundan şiddeti uygulayan profil konumuna geçer. Bir noktada Frank sadece filmin kötü karakteri değil Jeffrey’in gölgeside olur. Jeffrey’in Frank’i öldürmesi dışarıdaki kötülüğü ortadan kaldırmakla beraber kendi gölge yansımasını da öldürdüğü anlamına gelir.
Frank’in yanı sıra Sandy daha masumane bir karakterdir. Film boyunca uyumlu, güzel, akıllı tipik bir genç kız profili çizer. Olayların içine başlarda dahil olsa da tehlike arttıkça uzak duran ve Jeffrey’i de doğru yola çekmeye çalışan bir karakterdir. Jeffrey’in yeraltından ve gölgesinden uzaklaşmasını sağlayan, normal hayatı hala canlı tutan bir noktadadır. Aynı zamanda Jeffrey’in en büyük destekçidir. Saflığı ve gördüğü rüyalarla umudu temsil eder.
Masumiyet ve İhtiras
Sandy ne kadar masum ve ideal bir genç kız profili çiziyorsa filmin bir diğer önemli kadın karakteri Dorothy bir o kadar arzu edilen çekici ve gizemli bir kadın profili çizer. İlerleyen sahnelerle beraber aslında Dorothy’nin psikolojisinin kırıklı bir yapıda olduğunu görürüz. Dorothy’nin karakterini oluşturan temel unsurları tramva, arzu, annelik, cinsellik, güç arayışı, kurbanlık üzerinden okuyabiliriz. Bunun en büyük sebebi Frank’in Dorothy’nin çocuğunu ve kocasını kaçırması aynı zamanda hem psikolojik hem de fiziksel şiddet ve baskı da bulunmasıdır.

Dorothy travmasıyla cinsel arzuları arasında çatışma yaşar. Bir yandan kurtarılmayı isterken diğer yandan arzularının etkisinden kurtulamaz. Özellikle Frank’le yaşadığı tramvatik sahneler sonrasında Jeffrey’le yaşadıkları, onun arzusunu bastıramadığını gösteren bir semboldür. Fakat Jeffrey’le olan yakınlaşmalarında kendisine şiddet uygulamasını istemesi, Frank’in ona olan davranışlarından kazandığı bir alışkanlık haline geldiği okumasını yapabiliriz. Acıya, şiddete bağımlı hale gelir. Acı ile yakınlığı birbirine karıştırır. Bir yandan kurtulma isteği bir yandan arzularının esiri feme fatale ye yakın bir profil çizer.
Frank ve Kötülük Kavramı
Frank filmin merkezinde yer alan en önemli karakterdir. Olaylar onun varlığıyla başlayıp onun varlığıyla sona erer. Klasik anlatı okuması yaparsak, kötülüğün, şiddetin, bağımlılığın, korkunun çıkış noktası Frank’tir. Fakat Frank’i derinleştiren yüzeyde gördüğümüz bu kötülükten ziyade izledikçe fark ettiğimiz psikolojisidir.
Frank’in kontrol etme arzusu, şiddet, cinsellik, çocukluk ve iktidar güç gösterisi, bastırılmış öfke, gerçeklikten kaçış davranışları arasında gidip gelmeleri parçalanmış bir kimliğe işaret eder. Bu kimlik parçalanmasının sebebi filmde net olarak verilmez. Ancak Frank’in ‘In Dreams’ şarkısını tekrar tekrar dinlemesi ve söylemesi, Dorothy ile olan sahnelerinde kadın cinsel organına bakarak ‘anne’ diye seslenmesi onun annesine veyahut çocukluğuna dair tramvaları olabilir çıkarımını yapmamıza vesile olur. Farklı kılıklara girmesi, herkesi kontrol etmesi, bunun yanında Jeffrey’i kaçırdıkları ve dövdükleri sahne de kırmızı bir ruj sürüp Jeffrey’i öpmesi sağlıklı bir psikolojide olmadığını gösterir.
Frank’e baktığımızda kaos, dürtülerle hareket, kontrolsüzlük, yetişkinlik ve çocukluk arasındaki git gelleri bariz bir şekilde görmemiz mümkün. Freud ‘id’ Jung ‘gölge’ tanımları yaparken biz bu tanımları Frank’te netleştirebiliriz. Frank herkesin hayatındaki merkez kişi olmasa da etkisi büyük bir karakterdir. Mafya bağlantıları, cinayetleri, bağımlılıkları, şiddeti filmin karanlık dünyasının ta kendisidir.

Freud ve Jung’dan Arketipler
Karakterlerin bu kadar derinlikli olması filminde bir o kadar derin bir anlatıya sahip olduğunun güçlü örneklerinden biridir. Bu kadar psikolojik karakterler ve sembolik anlatılarla dolu bu filmin genel bir psikolojik okumasını yaparsak Lynch’in bu filmde Freud ve Jung’un arketiplerinden fazlaca ilham aldığını söyleyebiliriz.
Aile bağları, karakter oluşumlarını id, gölge arketipi, bilinç bilinçaltı, arzu, şiddet, travmalar, kimlik parçalanmaları, idealize edilmiş yaşam biçimleri, toplumsal normlar, yapay hayaller, yüzeysel karakterler film boyu iç içedir. Lynch karakterlerin yüzeyde görünen kimlikleri ile bastırdığı dürtüleri arasındaki çatışmayı kullanarak insan psikolojisini temellendirir ve insan psikolojisinin göründüğünden daha karışık bir yapıda olduğunu gösterir.
Jean Paul Sartre’ye göre insan, yalnızca bakan bir özne değildir; aynı zamanda başkasının bakışı altında bakılan bir nesneye de dönüşür. Yani birini gözlemlediğimizde onu kendi algılarımız üzerinden anlamlandırırız. Fark edildiğimizde bizim de artık bir başkasının dünyasında bir nesne haline geldiğimizi hissederiz. Bu durum kişinin kendi kimliğine olan algısını değiştirir.
İşte felsefe de buna Sartre’nin ‘bakış’ kavramı denir. Mavi Kadife için bakış kavramı çok net bir okuma yapmamıza vesile olur. Bu okuma da Jeffrey ile başlar. Jeffrey’in başta cinayeti çözmeye çalışan, Dorothy’yi ve Franki gözlemleyen dedektif rolü, onların hayatına dahil olup konunun merkezi olmasıyla beraber gözlemleyen kişilikten çıkıp Frank ve Dorothy’nin nesnesi haline gelir. Jeffrey başkalarını izlerken aynı zamanda kendi karanlık tarafıyla da karşılaşır ve bu ‘bakış’ ta sadece birini görmek izlemek değil kişinin kendi kimliğini de gözetlediği anlamına gelir.
Mavi Kadife Ne Anlattı?
Toparlayacak olursak Lynch bu filmde:
Dünyanın görünen kısmı güzeldir ama yüzeyin hemen altında çürükler vardır,
Bir şey ne kadar kusursuz gözükürse mutlaka gösterilmeyen saklanan başka bir dünya vardır,
Kötülük, sapkınlık, şiddet sadece dışarıda değildir, dışarıdan gelmez. Kötülük, insan doğasında da kötülüğü taşır,
İnsani duygular hayatımızı dönüm noktasına getirebilir ve karakterimi benliğimizi tam tersine çevirebilir. Yani duygular, verilen tepkiler dışında insanı değiştiren büyük bir güç konumundadı,
İnsanlar tek boyutlu değildir. Her insan zaman geçtikçe olaylara karşı kendi katmanlarını açarak tepkiler verir,
Olayları, görmek ve izlemek arasında büyük bir fark vardır. Vermiş olduğumuz tepkilerin doğruluğu ve yanlışlığı bu görme biçimlerinde değişim gösterir,
Amerikan rüyası herkesin kavuşmak istediği hayatı temsil eder. Fakat gerçekler, suçlar, şiddet, korkular her zaman bastırılır. Çizilen o harika yaşam profilinin altında gömülü gerçekler vardır,
Filmler mutlu sonla da mutsuz sonla da bitse hikaye burada sona ermez. İyilik ve kötülük her zaman iç içe yaşar. Sadece tekrardan görünmez hale gelir, der.
‘Her daim saklı kalmış bir şey görüyorum. Bir gizeme bulaştım. Bir gizemin ortasındayım ve her şey çok gizli.’
Bize Katılın!
Instagram · Discord · Youtube · Facebook Grup


