Barda: Mahrumiyetin Şiddete Dönüştüğü Yer
“Ulan sizi bizi mi kaldı g*tveren! İki karı s*ktik. Ha? Bi’ o… çocuğunu öldürdük. Bak ne diyorum bak. Yaptık! Biz yapıyoruz, biz yapacağız. Anladın mı lan!”
Bir gece arkadaşlarınızla her zaman gittiğiniz bara eğlenmeye gidiyorsunuz. Mekân kapandıktan sonra ekibinizle eğleniyorsunuz. Fakat sonra eğlencenize davetsiz misafirler katılıyor.
1997’de Ankara’da ‘Şapka Bar Olayı’ adıyla gerçekte yaşanan olaydan esinlenilen 2007 yapımı Serdar Akar filmi ‘Barda’. Film, tam da bu olaylar üzerinden adaleti, sınıf farklarını, sınıf farklarının doğurabileceği şiddeti, haksızlığı, fikir ve görüş ayrılıklarını ve cinsiyet eşitsizliğini bizlere anlatıyor.
Barda iki farklı sosyal hayata sahip insanlar arasındaki zıtlıklar üzerinden ilerliyor. Genç eğitimli herkesin sevdiği bir grup şehirli sınıfını temsil ederken, bara girip sonradan eğlenceyi bozan saldırganlar, şehirliler tarafından sistemden dışlanmış, ötekileştirilmiş, yeraltına itilmiş sınıfı temsil ediyor. Film, bu iki sınıf arasındaki farkları net cevaplarla vermiyor. Tam aksine alt sınıfa ait karakterlerin yukarıya dönük öfkeli ve nefret hareketleriyle anlatısını destekliyor.
Kızlı erkekli karışık bir grup genç, okul hayatlarından hemen sonra her zaman takıldıkları barda eğleniyorlar. Barın kapanmak üzeredir. O sırada içeriye uzun zamandır dışlanan ve istenmeyen, korktukları alt sınıf grup gelir. Bunun sonucunda bir arbede meydana gelir.

Felsefi ve Sosyolojik Yönleriyle Barda
Temelinde saldıran tarafın şikâyet ettiği nokta şudur: Sosyal hayatlarının çok kısıtlı olması, insanların yaşadıkları basit ama lüks aktiviteleri yaşayamamaları var. Buna ek olarak önlerini kesen torpil mevzuları, ötekileştirilmeleri ve adaletsizlik de söylenebilir. Mahrum bırakıldıkları hayattır. Bize böyle lanse edilir filmde.
Yaşadıkları bu ayrımcılık, saldıran tarafın canını bir hayli sıkmış durumdadır. Bu durum, onları geri dönüşü olmayan öfkeye ve nefrete sürükler. Bu yüzden bu hıncı kendilerine zararı olmayan gençlerden çıkarmaya karar verirler. İçlerindeki öfkeyi şiddetle, psikolojik saldırıyla, kadınlar üzerinden t*cavüzle çıkartırlar. Bu onların yaşadıkları ayrımcılıktan dolayı hakkettikleri bir intikam gibi duruyor. Ama bu intikam, onlar için eğlenceye dönüşür.
Masum olanların kâbusu olan bir eğlenceye.
Sınıf farkının yanında film feminist bir yaklaşım üzerinden de ilerler. Filmde erkek egemen bir yaklaşım vardır. Uygulanan şiddet, yaşanılan en büyük travmalar kadınlar üzerinden gösterilir. Kadınlar saldırganlar için eğlence aracı olarak temsil edilir. Keyiflerine baktıkları, diğer erkekleri delirttikleri, üzerinde hak iddia ettikleri, cinsiyetçi yaklaşımlarda bulundukları, jiletle izi silinmeyen yaralar bıraktıkları, defalarca kez tecavüz ettikleri, objeleştirilen kadınlar.
Finalde suçlular hapiste yaptıklarının cezasını diğer suçlular tarafından yani erkekler tarafından çekerler. Fakat günün ve yaşananların sonucunda tecavüze uğrayan kadının hayatı boyunca unutamayacağı travması olur. Hayatının en büyük sınavını verir. Ama o sırada verilen cezaların, yapılan saldırıların ve cezalara yönelik sağlanan adaletin erkekler üzerinden ilerlemesi, kadınların bir namus meselesi adı altında güçsüz, saldırıya açık obje konumuna getirilmesi, erkek egemen toplumu eleştirirken filmin ana konusunun erkekler olması…
Film izleyenlerin kolay kolay etkisinden çıkmayacağı bir iz bırakıyor bizlere. Düşünmeden söylediğimiz cümlelerin, yaptığımız hareketlerin, başkalarının hayatları üzerindeki yıkıcı etkisini anlatıyor. Bu yıkıcı etkiyle dışlanmanın, fişlenmenin, mahrum bırakıldıklarının üzerinden insanın ilkel benliğini ortaya çıkartarak saldırganlığını, öfkesini, nefretini gösteriyor. Bu dışavurumları haklı kılmak için bize sözde adı intikam hikayesini izletiyor.
İşte filmden bizi uzaklaştıran da gerçeklerin bize lanse edilişi biçimidir. Çünkü insan duyduğunda bile konusunu kapatmak istediği olayları perde de izlediğinde o görüntülerden kaçamıyor.
Masum Mu, Suçlu Mu?
Peki, yaşanılan bu haksızlık intikam geri dönüşlü bir şekilde cevap alırken izledikleri yolun doğru olduğunu kim ispatlayabiliyor? Kim masum, suçu olmayan gençlerin yaşadıkları bu tramvayı hakkettiklerini iddia edebiliyor? Kim film boyunca saldıranları haklı bulabiliyor?
Ne kadar adaletsizlik, ayrımcılık, ötekileştirilme olursa olsun başvurulan yol asla şiddet olmamalı. Canımızı yakanlardan alacağımız intikamı masumlar ödememeli.
Barda, günlük hayatımızda her yerde karşımıza çıkan, görmezden geldiğimiz, küçük gördüğümüz, aşağıladığımız, utandığımız insanların yaşadığı bir filmdir. Barda bazen bir başkası bazen de bizdir.
Bize Katılın!
Instagram · Discord · Youtube · Facebook Grup


